Güncel Gelişmeler:
  • Ordu – Giresun Havalimanı’nda sefer sayıları arttı - 10:43
  • Nebati'den konutta fahiş fiyat artışı uyarısı - 09:29
  • Bankalara, 'döviz işlemlerini likit saatlere çekin' talebi - 09:19
  • Gecelik kredi faizlerinde 'zorunlu' yükseliş - 09:13
  • Ülker'in ilk çeyrek cirosu 5,9 milyar TL'ye ulaştı - 09:07
20.09.2024

“Bir kere daha görmek gerekir”

“Tokat’ı bir kere daha görmek gerekir” diyen Mevlana’nın sözlerine uyduk ve yolumuzu kısa aralıklarla ikinci defa bu güzel şehre düşürdük.

info@karadenizekonomi.com / 23.04.2019

“Bir kere daha görmek gerekir”

“Tokat’ı bir kere daha görmek gerekir” diyen Mevlana’nın sözlerine uyduk ve yolumuzu kısa aralıklarla ikinci defa bu güzel şehre düşürdük. İklim ve coğrafya olarak bir geçiş noktası konumunda olan Tokat’ta toprağa dayalı sanayiden ve üretkenliği ile canlı bir tarım ekonomisinden bahsetmek mümkün.

Ayrıca, burada köklü tarihsel geçmişin izlerini sürmek mümkün ki bu durum da kente ayrı bir kimlik katıyor.

Tokat izlenimlerimizde bu defa sanayiye, tarıma ve esnafa dair kaleme aldıklarımızı yansıtalım istedik. İlk durağımız Tokat Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi oldu. Burada başkan Ahmet Hamdi Aydoğan’dan görüşler aldık. Aynı zamanda Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi 9. Bölge Birliği Başkan Vekilliği görevini de üstlenen Aydoğan, çeşitli gazete ve dergilerde şiirleri yayınlanan ince ruhlu biri olarak karşıladı bizi. Şimdilerde ticaret ve sivil toplum etkinlikleri üzerine yazmaya devam eden Aydoğan’a ilk olarak kentteki ticari hayatı sorduk. Ülkenin geçtiği zorlu süreçten Tokat’ın da payına düşeni aldığını söyleyen başarılı başkan, “biliyoruz ki esnaf ve sanatkârımız çok zor kazanıyor bu nedenle bir tek kuruşları ziyan olmasın diye idari olarak her türlü önlemi aldık” diye başladığı sözlerini şöyle sürdürdü: “Kesintisiz hizmet verdik. Bu anlamda göreve gelir gelmez senet protestolarını kaldırdık. Yönetim sorumluluğumuzun gereği olarak bu riski bertaraf etmek için ekonomik dalgalanmalara rağmen kooperatifimizi hep açık tuttuk. Üyelerimizi ilgilendiren her ne varsa bizim de sorunumuzdur prensibi ile bulunduğumuz her platformda beklentileri karşıladık. Ortaklarımızın milyonlarca lira tutan senet protesto masraflarını giderdik ve en önemlisi ticari sicillerini bozdurmadık.”

Kooperatif olarak, Türkiye’de bir ilke imza attıklarını söyleyen Aydoğan, kentin tanıtımında ve gelişiminde fayda gördükleri her alanda kampanyalara öncülük ettiklerinin ve kendi kaynaklarını devreye sokarak Türkiye’de ilk faizsiz krediyi kendilerinin verdiklerinin altını çizerken, 200 bin lira kefalet eme yetkisine sahip kooperatiflerinin bir başka iddiasını da şu sözlerle ortaya koydu. “2016 yılı genel kurulunda aldığımız kararla TES Emlak A.Ş. unvanlı bir şirket kurduk. Bu şirket bünyesinde 50 adet stüdyo daireyi kiralama işi ile faaliyete başladık. Burada amacımız elektrik-elektronik, dayanıklı tüketim malları, turizm, tarım ve hayvancılık, gıda, inşaat, nakliye ve otomotiv sektöründe dünya çapında markalar çıkarmak olacak.”

Tokat’ın ‘bez sucuğu’ sahile inmek istiyor.

İnsanının girişimci ruhunu her alanda görmenin mümkün olduğu kentte şimdilik büyük sanayi yatırımlarının izlerine rastlamasak bile çaldığımız her kapıda adını duyduğumuz yöresel bir lezzet olan Âşık Baba bez sucuğu bizi çağırıyor gibiydi. Damakta bıraktığı lezzeti gibi “bez sucuğun” hikâyesi de farklıydı bizce. Üşenmedik, şehrin bir hayli dışında olan Tokat Organize Sanayi Bölgesi’nde 2. kısımda faaliyet gösteren bu yöresel markayı tanımak ve tanıtmak istedik. Önce hikâyesini anlatalım; “ Damak tadına adını veren Âşık Baba, aslında Cumhuriyet dönemi halk ozanlarından biridir. 1887 doğumlu olan ozanın asıl adı Mustafa’dır. O dönemin zorlu koşullarında 12 yıl süreyle askerlik yapmış, üç kere tezkere almış ve ‘gazi’ olarak memleketi olan Tokat’a dönmüş. Savaş sonrasında Cumhuriyetin henüz kurulduğu dönemlerde Âşık Baba, Sulu Sokak semtinde başlamış sucuk ve pastırma imalatına. 1960’lı yıllarda ‘ahi evran’ kültürü ile babadan oğula geçen işletme, 1973 yılında Salih bey ile Âşık Baba markasını almış. Aynı kültür, 2000’li yıllarda üçüncü kuşak olan Muharrem beye aktarılarak bugüne gelinmiş.”

Yaklaşık bir asırda elde ettiği lezzetin Tokat dışına çıkması için çaba harcayan Muharrem İçelli’yi, kutsal Ramazan ayı öncesinde markayı daha bilinir kılmak için öncelikle Ordu ve Giresun’a açılmak için çalışırken bulduk. Kayseri, Afyon veya Kastamonu sucuğuna aşina biri olarak buraya gelip Tokat’ın bez sucuğunu tanımak ve tanıtmamak olmazdı. Yaklaşan Ramazan ayı öncesinde özellikle bez sucuk ve pastırmada talepleri karşılamak için oldukça yoğun bir mesai içinde karşıladı bizi Muharrem Bey. Hal hatır sorma faslından sonra da öncelikle “gıda terörüne” vurgu yaparak sohbete başladı. İçelli, “bazı kötü niyetli gıda üreticileri piyasaya sürdükleri ucuz mallarla daha çok para kazanma hırsı ile adeta bir gıda terörü yaratırken biz ürünlerimizde tamamen doğal ürünler kullanıyoruz. Yağ, lif ve anti miktobiyallerin toplamı ciddi sağlık sorunları demektir” uyarılarında bulundu. Sonrasında da tanınırlık konusunda tüm şehrin diline pelesenk olan Âşık Baba bez sucuklarını bir de kendi ağzından dinlemek için sözü bıraktık. Yerel bir firma olarak yavaş yavaş büyümeyi seçtiklerini belirten İçelli, “zaman içinde Tokat ve ilçelerinde bilinir olduk. Komşu illere de yöresel ürün satan gurme mağazaları ile girmeye başladık. En büyük özelliğimiz Türkiye’de patenti sadece bizde olan bez sucuk imalatı ile müşterilerimizin damak tadına hitap ediyoruz. 2009 yılında faydalı modelini aldık. Coğrafi işaretleme için de önümüzdeki günlerde son aşamaya geleceğiz. Bez sucuğun diğerlerinden farkı tam fermente olmasıdır. Yani geleneksel yöntemle mayalama yapılıyor. Biz de bir fabrikayız ama aslında üretimimiz tamamen geleneksel ürün çıkarmak üzerine planlandı. Pastırma ve kavurmada hiçbir üründe katkı maddesi kullanmıyoruz. Sucukta ise sentetik olmayan doğal katkı maddeleri ile diğer sucuklardan ayrılıyoruz. Ürünlerimizde kesinlikle erkek ve yağsız dana eti kullanıyoruz” dedi.

Kendi mayalama usulüyle kültür kullanılmadan yapılan bez sucuk üretimi klimatik odalarda 10 ila 12 gün arasında bekletilip kurutulduktan sonra piyasaya sürüldüğünü belirten İçelli, bölgedeki besi hayvancılığının da ürettiklerine tat kattığını şu sözlerle ifade etti. “Et bu bölgede çok kaliteli, aromamız da iyi ki bunda havamızın ve coğrafyamızdaki geçiş ikliminin önemi hemen fark ediliyor.”

Tokat Organize Sanayi Bölgesi ikinci kısımda 1000 metrekare alanda 15 kişilik bir ekiple yıllık üretimi 25 tona yaklaşan Aşık Baba bez sucuklarının yanı sıra kangal sucuk, kavurma, pastırma, acuka ve çemenden oluşan toplamda yıllık 100 tona yaklaşan kapasite ile damaklara farklı bir tat kazandırdıklarını vurgulayan İçelli, sohbetimizde son olarak pek çok Tokatlı işletme gibi denize en yakın çıkış noktası olarak gördükleri Ordu ve Giresun’a ulaşmak için lüks kahvaltı mekanları ve farklı mağazalarla görüşme halinde olduklarını söyledi.

Erbaa için yeni çıkış yolu Çarşamba...                 

Tokat haritasını gözünüzün önüne getirdiğinizde Tokat ve Niksar için en kolayından denize ulaşmakta Akkuş-Ünye aksı ne kadar önemli ise Erbaalılar için de Hasan Uğurlu havzasından Çarşamba’ya ve uluslararası havalimanına ulaşmak o denli önemli. 1974 ve öncesinde Türkiye'nin tütün depolarından biri olan Erbaa'da 1940'lı yıllarda 3 bin ton civarında olan tütün zaman zaman 5 bin tona kadar çıkmış ancak ülkenin tütün politikasındaki strateji değişiklikleri ile tütünden uzaklaşan Erbaalı, tarımdan ve topraktan yine vazgeçmemiş. İşte bu nedenle Erbaa, ürettiğini pazara çıkarmak için yeni çıkış yolları arıyor. Bu bilgileri ziyaretine gittiğimiz Erbaa Ticaret ve Sanayi Odası başkanı Gökalp Coşkun’dan aldık. Öncelikle Erbaa’ya ilişkin birkaç küçük bilgi daha verelim. Toprak ve toprağa dayalı küçük sanayinin yerleşik olduğu yeni bir şehir görünümünde olan Erbaa, 1939 ve 1942 yıllarında neredeyse tamamen yıkılan eski Erbaa’dan sonra iskâna açılmış.           

Mobilyacı bir baba Ahmet Coşkun'un kurucu üyeleri arasında yer aldığı ve 1974-1982 yılları arasında başkanlığını yaptığı Erbaa Ticaret ve Sanayi Odası'nda 2013 yılı Mayıs ayından bu yana aynı koltuğa özel eğitim ve özel sağlık sektöründe faaliyet gösteren oğlu diş hekimi Gökalp Coşkun oturuyor. Makamında ziyaret ettiğimiz başarılı başkan Coşkun ile Erbaa'nın gelişimi üzerine konuştuk. Önceliğimiz tarım ve eğitim oldu. "200 metre ile bin 500 metre rakım aralığında tam bir geçiş ikliminin yaşandığı Erbaa'nın oldukça geniş florasında tütünden fındığa pek çok ürüne rastlamak mümkün" diye söze başlayan Coşkun, ilçenin gelişimi için tarımın ve üretimin yanı sıra eğitimin önemine vurgu yaptı. İki meslek yüksekokulu bulunan kentte Beşeri ve Sosyal Bilimler Fakültesi eğitime başlaması için onay çıktığını söyleyen Coşkun, Turgutlu ve Boyabat'tan sonra toprağa dayalı sektör olarak anılan tuğla sanayinin eski cazibesini yitirmekle birlikte ilçe ekonomisine katkı sunan 50'ye yakın fabrikanın hala faaliyette olduğunu belirtti. Gökalp’ten aldığımız bilgilere göre, Tokat’ın en gelişime en açık ilçesi olan Erbaa’da toprak sanayisi olarak adlandırılan tuğla üretiminde bin 300 kişilik bir istihdamın sağlandığı 15 fabrika aktif olarak çalışıyor. Teknolojideki yeniliklere uyum sağlayamadıkları için bu fabrikalardan sadece bir tanesi ihracat yapıyor.

Sohbetimizde türlü zorluklara rağmen üretmekten vazgeçmediklerinin altını da çizen Coşkun, Erbaa için denize açılma konusunda tek seçeneğin Niksar-Akkuş-Ünye yolu olmadığını, Çarşamba Uluslararası Havalimanı'na erişimi sağlayacak yeni bir güzergâh için çalışmaların tamamlanmak üzere olduğunu kaydetti. Erbaa Ticaret ve Sanayi Odası başkanı, "Sessiz sedasız başladık. Kaleboğazı dediğimiz güzergâh Kelkit Irmağı kıyısından Hasan Uğurlu Barajı havzasını takip ederek bizi Çarşamba'ya ve uluslararası pazara bağlayacaktır. Yolun 3 km.lik kısmı İl Özel İdaresi aracılığı ile açıldı. Tamamlandığında Erbaa'dan çıkan bir araç 85 km.'ye düşecek" dedi. REŞAT GÜNGÖR / KARADENİZ EKONOMİ GAZETESİ